Cuma, Eylül 03, 2010
   
Text Size

Blogum

Üyelerimizin yazdıkları
Oca 30
2009

Fiziksel Bilimlerin Metodolojisi Ve Stratejisi

Posted by bilimselkonular in fizik

bilimselkonular
Doğa yasalarını daha iyi anlamak için bir bilim¬ci nasıl çalışır? Bu sorunun yanıtını vermek için geçmişte onların nasıl bir çalışma yöntemi izleye¬rek bilimi bugünkü düzeyine getirdiklerine bir bakmak yeter. Bu büyük bilimcilerin çalışma yön¬temlerinden öğreneceğimiz çok şeyler bulunabi¬lir. Onların deneyimlerinden yararlanabiliriz. Zira geçmişte bilim adamlarının ilgilendiği problemler¬le bugün çözmeye çalıştığımız problemler arasın¬da birçok ortak nokta bulunmaktadır, Fiziksel bilimlerde çalışan kuramcı bilim adam¬larının izledikleri yöntemleri ikiye ayırmak müm¬kündür: 1- Deneysel yöntem, 2- Matematiksel yöntem. Deneysel yöntemi benimseyen kuramcı bilim adamları çalışmalarında deneysel verilerden yara¬lanırlar. Onun için, sürekli deneycilerle yakın te¬masta bulunurlar, onların elde ettiği sonuçlan sü¬rekli izlerler. İlginç buldukları sonuçlan geniş kapsamlı bir analize ve tatmin edici bir değerlen¬dirmeye tabi tutarlar. Matematiği kullanarak kuramsal çalışma yapan bir bilim adamı, öncelikle mevcut teorileri incele¬yerek eleştirisini yapar, Kusurlarını ve yetersizlik¬lerini ortaya koymaya çalışır. Bu kuramları kusur¬larından arındırarak kapsamını genişletmeye çalı¬şır veya geliştirme olanaklarını araştırır. Burada önemli bir husus, bunları yaparken, teorinin bü¬yük başarılarını yok etmeden düzeltilmesine özen göstermektir. Var olan bu iki yöntem arasında kesin bir ay¬rım yapmak bilim adamları açısından zordur. Bu yöntemleri ayrı ayrı kullananlar olduğu gibi, her ikisini de kullanan, bu yöntemlerden çalışmaların¬da yararlananlar bulunmaktadır. Başka bir deyiş¬le, bu iki ana yöntem arasında, diğer yöntemlerin bir derecelendirilmesi yapılabilir. Benimsenecek yöntem, çalışılacak konuya sıkı sıkıya bağlıdır. Hakkında çok az şey bilinen bir konuda, insanın bir çıkış yolu bulabilmesi için deneylere dayalı bir yöntemi benimsemesi daha uygun olur. Yeni bir konuda çalışmak isteyen birisinin yapacağı ilk iş, bu konuda deneysel fizikçilerin yayınladığı tüm verileri toplayıp bir sınıflandırma yapmak olmalı¬dır. Örneğin, geçen yüzyılda kimyada periyodik cetveller ile ilgili bilgimizin nasıl geliştiğine bir ba¬kalım. Önce deneysel veriler toplandı ve düzen¬lendi. Sistem yavaş yavaş yapılandıkça ona duyu¬lan güven de sürekli bir biçimde arttı. En sonun¬da periyodik cetvel aşağı - yukarı tamamlandığı zaman, arada kalan boşluklardan yararlanarak o güne kadar bilinmeyen diğer elementler ortaya çı¬karıldı. Bu yoldan varlıkları kestirilen bütün ele¬mentler daha sonra doğada teker teker bulundu. Son zamanlarda benzer bir durumla yüksek enerji fiziğinde de karşılaşıldı. Gözlenen tüm te¬mel parçacıkların periyodik cetvele benzer bir sis¬tematiği yapıldı. Aralarındaki boş kalan yerlerde bulunması gereken parçacığın tüm Özellikleri ön¬ceden kestirildi ve sonra doğada var mı yok mu diye araştırılması yapıldı. Bunların büyük bir ço¬ğunluğunu zamanla laboratuarda gözlemek mümkün oldu. Bilimin çok az bilinen bir bölgesinde çalışan bir bilim adamı, yanlış olabileceğini bile bile aşırı spekülasyon yapmak istemiyorsa, gözünü deney¬sel çalışmaların sonuçlarından ayırmamalıdır. Ama bu spekülasyon yapılmasın anlamına gelmez. Ba¬zen bir konuda yapılan bir spekülasyonun sonu¬cu yanlış bile olsa, dolaylı olarak yararlı ve eğlen¬celi de olabilir. Bu türden görüşler bilim adamları arasında uç fikirler olarak nitelendirilir. Aslında yeni, ilginç fikirler olarak görüp onlara zihnimizi açık tutmalıyız. Özetle, spekülasyona tamamen karşı olmamalıyız, ama ona fazla önem de verme¬meliyiz. Spekülasyonun çok fazla yapıldığı bir çalışma alanı da kozmoloji'dir. Devam etmek için elde çok az sağlam gerçekler olmasına rağmen, kuram¬cılar bazı varsayımlara dayanarak evren için deği¬şik modeller kurmaya çalıştılar. Bu modellerin da¬yandığı temel unsurlardan biri doğa yasalarının evrenin başından beri hep aynı olduğudur. Bu bir varsayımdır, kanıtı elimizde yoktur. Bu nedenle bu modeller muhtemel ki yanlış da olabilir, Doğa yasalarının özellikle doğanın temel sabitlerinin kozmolojik zaman içinde değişmediğini nasıl bile¬biliriz. Böyle değişmelerin olabileceği düşüncesi şüphesiz modelcileri çok rahatsız etmektedir. Bir konuda artan bilgi ile bir çalışma zeminine sahip olan insan, matematiksel yöntemlerin üzeri¬ne doğru daha fazla gidebilir. Matematiksel güzel¬liği elde etme arzusu insanın sahip olduğu bir motivasyondur. Kuramcı bilim adamları, ortaya koydukları kuramların matematik formülasyonunun bir matematiksel güzelliğe sahip olmasına önem veriler ve buna olan gereksinimi kurama duyulan bir güven unsuru olarak kabul ederler. Aslında her kuramın betimlenmesinin matematik¬sel bir güzellikte olmasını zorlayan bir neden yok¬tur, fakat geçmişteki deneyimler onun çok fayda¬lı bir şey olduğunu kanıtlamış bulunmaktadır. Örneğin, görelilik kuramının öyle evrensel ola¬rak benimsenmesindeki neden onun sadece de¬neysel verilerle uyumlu olması değil, sahip oldu¬ğu matematiksel güzelliktir. Doğa yasalarında ma¬tematiksel güzellik fikri, fiziksel dünyanın mate¬matik vasıtasıyla betimlenebileceği gerçeğine da¬yanır. Bu konuda ünlü düşünür Jean's Maxim di¬yor ki, "Evrenin büyük mimarı şimdi saf bir mate¬matikçi olarak görünmeye başladı". Matematiksel güzellik fikri insanın sahip olduğu yüce duygu¬lardan biridir. YÖNTEMİN BAŞARISI Bir kuramcının bilimsel çalışmalarında İzleye¬bileceği üç ana yöntem vardır: 1. Tutarsızlıkları gidermek, 2. Önceden ayrı olan kurumlan birleştirmek, 3. Deneysel verileri kullanarak fenomolojik kuramlar yapmak. Bir başka deyişle, gözlemleri be¬timleyen matematiksel formülasyonlar üretmek ve bu formulasyonları veren fiziksel modeller geliştirmek. Birinci yöntemin başarılı sonuçlar verdiği bir¬çok örneği biliyoruz. Maxwell'in yaşadığı dönem¬de Elektromagnetik Teori'nin temel denklemleri arasında bir tutarsızlık vardı. Bu tutarsızlığı gör¬mek ve onları düzelterek tutarlı bir sistem haline sokmak için, Faraday'm ve diğerlerinin gözlemle¬rini sentezleyecek olan Maxwell'İn üstün dehası¬na gerek vardı. Yapılan düzeltme, o zamanlarda bilinmeyen, fakat ardından deneysel olarak tüm ayrıntılarıyla doğrulanan yeni fiziksel olaylar İçer¬mekteydi. 1865'deki Maxwell’in bu göz alıcı kat¬kısı, yer değiştirme akımını Ampere yasasının içi¬ne yerleştirmekten ibaretti. Ampere yasasına yapı¬lan bu gerekli ekleme, elektromagnetik dalgalar kavramının doğmasına neden oldu ve böylece ışı¬ğın da bir elektromagnetik dalga olduğu kanıtlan¬dı. Klasik fizikteki bu gelişmeler, 19- yy. Sanayi Devriminin doğmasına neden oldu. İngilizler de bu sayede üzerinde güneş batmayan bir dünya imparatorluğu kurdular. 19- yy- sonlarında siyah cismin ışıma ve soğur¬ma spektrumu eğrilerine uyan eğriler elde edile¬bilmek İçin bilinen, elektromagnetik ve istatistik teorileri kullanılarak birçok model geliştirildi. Fa¬kat bunların hiçbirinden siyah cismin deneysel ışı¬ma eğrisine uyan bir eğri elde edilemedi. Bu ku¬ramdaki tutarsızlığın nereden kaynaklandığını araştıran Max Planck, doğru sonucun ancak ışığın enerjisinin sürekli değil, kuantumlu olduğu varsa¬yımı yapıldığında elde edilebildiğini gördü. Yani. Max Planck kaderin zoruyla istemeyerek ışığın dalga niteliklerinden Ödün vererek siyah cisim ışı¬masını açıklayabilmiştir. Böylece İçinde yaşadığı¬mız yüzyılın fiziği Kuantum Fiziği'nin doğmasına neden olmuştur. Bu konudaki örnekleri daha da çoğaltmak mümkündür. Örneğin Modern lazerlerin doğmasına neden olan Einstein'ın önerdiği uyartılma yoluyla ışıma, yine Einstein'ın Özel Görelilik (Rölativite) Kuramı ile Newton gravitasyonunu birleştirmesiyle elde ettiği "evrensel kütleçekim yasası'' yani, Genel Görelilik Kuramı bugün kozmolojik araştırmalar¬da yararlanılan temel bir kuramdır. İkinci yöntem birincisi kadar henüz çok başa¬rılı olamamıştır. Bu metodun amacı, doğanın dört temel kuvveti olan kütleçekimi, zayıf çekirdek, elektromagnetik ve kuvvetli çekirdek kuvvetlerini birleştirerek bir tek kuvvet elde etmektir. Einstein'ın başlattığı ve bugün de devam eden önemli bir çalışma, Einstein'ın genel görelilik ku¬ramı ile kuantumlu alanlar kuramının birleştiril¬mesiyle ilgilidir. Bu ikinci kuram, kütleçekim kuv¬veti dışındaki diğer üç temel kuvveti içine almak¬tadır. Bu başarılabilirse, dört temel etkileşme kuv¬veti uzay-zamanın dinamik geometrisinin ortak kavramlarıyla betimlenebilecektir. Einstein bu so¬runu çözebilmek için bütün ömrünü verdi, fakat başaramadı. Bugüne kadar bu dört temel kuvve¬tin birleştirilmesiyle ilgili tüm girişimler "onların uyuşmaz olduklarını daha çok ortaya koymaktan başka bir işe yaramadı" biçimindeki düşüncelerin taraftar bulmaya başladığı bir sırada, bu konuda güzel bir gelişme, fizik dünyasında yeni bir umu¬dun doğmasına neden oldu. 1979'da Nobel fizik ödülünü bu alandaki çalışmalarıyla alan Weinberg - Salam "Zayıf çekirdek kuvveti ile elektromagne¬tik kuvveti" birleştirmeyi başardılar. Ayrı kuramları (etkileşmeleri) birleştirmek için doğrudan yapılan girişimlerin sonuç vermesi çok zor gibi görünüyor. Sonunda bir başarı gelecekse bunun doğrudan değil, dolaylı yoldan gelme ola¬sılığı daha fazla gibi. Bu görüşümüzü destekleyen pek çok örneğe fizikte rastlamak olasıdır. Üçüncü yöntem, ikinci yöntemin aksine, fizik¬sel bilimlerde çok başarılı olduğunu kanıtlamış bulunuyor. Bir örnek olarak, Bohr'un Hidrojen atom kuramı verilebilir. Bohr açısal momentumun kuantumlu olduğunu varsayarak elektronun ener¬jisinin kuantumlu olduğunu gösterdi. Buradan da Hidrojen atomunun spektrumunu başarılı bir bi¬çimde analiz etti. Dikkat edilirse Bohr burada hiç¬bir hesaplama yapmadı sadece sonucu bir şans eseri kestirdi. Sonradan Bohr'un hipotezlerinin yaklaşık olarak doğru olduğu, kuantum mekaniği¬nin daha kesin kuramlarının sonuçlarıyla ortaya çıktı. İnsanın deneysel veya matematiksel yöntemi izleyip izlemeyeceği geniş olarak üstünde çalışı¬lan konuya bağlıdır. Fakat tam böyle de olmaya¬bilir. O biraz kişiye bağlıdır. Kuantum mekaniği¬nin keşfinde rol oynayan iki fizikçi buna iyi bir ör¬nektir. Modern kuantum mekaniğinin doğuşu sı¬rasında iki kişinin katkısının çok büyük olduğu görülür. Bunlar Heisenberg ve Schrödinger'dir. Heisenberg, Arnold Sommerfeld'in yanında Mü¬nih'te doktorasını yaptıktan sonra 1926 yılında bu dönemin en büyük Alman fizikçilerinden olan Max Born ve asistanı Pascual Jordan'ın yanında asistan olarak çalışmaya başlar. Heisenberg de¬neysel verilere dayalı bir çalışma yapmaktadır. Hidrojen spektroskopisi ile uğraşırken, geçiş gen¬liklerinin basit bir takım sayı dizileriyle verildiklerini farketmiş ve bunu o dönemin deneyimli fizik¬çilerinden hocası Born'a göstermiş. Born, bu dizi¬lerin matrislerden başka bir şey olmadığını farket¬miş. Born, Heisenberg ve Jordan bir araya gele¬rek, şimdi matris mekaniği dediğimiz anlatımı ge¬liştirmişler. Yani kuantum mekaniğini, matrislerin zaman içerisindeki değişmeleri cinsinden bugün bildiğimiz şekliyle formüle etmişler. Aşağı yukarı aynı yıllarda Zürich'te kendi ba¬şına çalışan Avusturyalı fizikçi Ervin Schrödinger var. Klasik fiziği daha çok özümsemiş bir İnsan. Heisenberg gibi deneycilerle pek yakın teması yok. Hidrojen atomunun spektroskopik verilerin¬den pek haberi olmadığı anlaşılıyor. O matema¬tiksel metodu kullanarak bir atomun elektronunu tarif etmek, spektral frekansların değerlerini bul¬mak için kendi adıyla anılan "Schrödinger dalga denklemi" ni çıkarmayı başardı. 1926 yılı Aralık ayında Noel tatiline gittiği bir sırada oteline kapa¬nıp 3-4 makalelik bir dizi halinde bugün bildiği¬miz kuantum mekaniğinin dalga mekaniği formülasyonunu tamamladığını söyler, O sırada, İngilte¬re'de Cambridge'de 25 yaşında başarılı bir fizikçi olan Paul Dirac kısa bir süre içinde Heinsenberg ve Schrödinger'in bize sunduğu kuantum mekani¬ğinin iki ayrı formalizminin, (her ne kadar Schrö¬dinger tarafından 1926 yılında eşitlikleri gösterilmiş ise de) birbirine eşit olduklarını farklı bir yol¬dan gösterdiği gibi, Kuantum mekaniğinin çok daha güçlü, sonsuz boyutlu vektör uzaylarına da¬yanan soyut bir formulasyonunu da geliştirmeyi başardı. Bundan sonra kuantum mekaniğindeki gelişmelerde büyük bir ilerleme oldu. EINSTElN'IN METOLOJİSİ Bu yüzyılın başlarında kuramsal fizikte altın çağ başladığı zaman, adı henüz bilim dünyasında hiç duyulmamış bir fizikçi vardı. Bu, Annalen der Physık'm 1905 tarihli sayısında "fotoelektrik ola¬yı", "Brown hareketi" ve "özel görelilik" ile İlgili ünlü üç çalışmasını birden yayınlayarak üne kavu¬şan Albert Einstein'dır. Onun fizikteki hayat boyu çalışmaları bilimin felsefesi ve yöntemleri üzerin¬de büyük etki yaptı. Einstein'ın kendisi bilimci-filozoftu. O hayranlık uyandırıcı bir şekilde felsefeyi kul¬lanarak bugün modern bilimin önemli bir kısmı olan buluşlarını yaptı ve bunlar insanlık aleminin evrene bakış açısını kökten değiştirdi. Hiç şüphe yok ki, Einstein çok özel bir bilim adamıdır ve bir benzerini bilim tarihinde görmek, bulmak olası değildir. O, Planck'ın buluşunun önemini ilk kav¬rayanlardan biridir ve bunu fotoelektrik olayının mekanizmasını açıklamada başarıyla kullanarak Nobel Fizik Ödülü'nü almaya hak kazanmıştır. İs¬tatistik mekaniğe de çok önemli katkılar yapmış¬tır. Kuantum fiziğinin ilk öncülerindendir. Fiziksel olayların özünü kavramakta olağanüstü yeteneğe sahip idi. Hiçbir kısa özet, onun fiziğin temel problemlerine yaptığı çok sayıda derin katkıları anlatmaya yetmez. Onun Genel Görelilik Kuramı, bütün zamanların en yeterli, en akıllı yapıtların¬dan biri olarak durmaktadır. Einstein bilime yepyeni bir yöntem getirmiştir. Einstein'ın Metodolojisi "modern bilimsel şüpheci¬lik" olarak göz önüne alınabilir. Einstein'daki şüp¬hecilik duygusu, fizikte yerleşmiş bir takım temel kavramları, yeni gözlemler altında yeniden ele alıp inceleme ve sorgulama gereksinimini doğur¬muştur. Kuramcı fizikçilerin çalıştığı atmosferi iyi anla¬yabilmek için görelilik kuramının büyük etkisini takdir etmemek mümkün değildir. Uzun ve zor bir dünya savaşının ardından görelilik kuramı büyük bir etkiyle bilimsel düşünce dünyasında bir bomba gibi patladı. Herkes savaşın stresinden uzaklaşmak için göreliliğin ve kuantum kuramının altında yatan felsefeyi ve düşünceyi büyük bir is¬tekle öğrenme çabasına girişti. Heyecan, bilim ta¬rihinde görülmemiş derecede, tahminlerin çok üs¬tünde idi. Öte yandan aynı zamanda fizikçiler atomun kararlılığının esrarını anlamaya çalışıyorlardı. Her¬kes gibi, Schrödinger de yeni fikirlere kapılmıştı. Kuantum mekaniğini görelilik kavramının çerçe¬vesinde geliştirmeye çalıştı, fakat başaramadı. Uzay-zamanda her şeyi vektör ve tensörlerle ifade etme zorunluluğu vardı ve bu bir şansızlıktı. Rölativistik kuantum mekaniği için zaman henüz tam olgunlaşmamıştı. Bu yüzden Schrödinger'in çaba¬sı başarısızlıkla sonuçlandı; ama bizce, sadece bu¬luşu gecikmiş oldu. Schrödinger, De Broglie'nin parçacıkları ve dalgaları birleştiren o güzel fikirlerini rölativistik bir yoldan çalışıyordu. De Broglie'nin düşüncesi sadece serbest parçacıklara uygulandı ve Schrö¬dinger onu bir atomun bağlı elektronuna genel¬leştirmeye çalıştı. En sonunda bunu rölativistik ça¬tıya bağlı kalarak başardı. Fakat kuramını hidrojen atomuna uyguladığı zaman, deneyle uyuşmadığı¬nı gördü. Uyuşmazlığın o zamanlar henüz bilinmeyen elektron spinlerinin hesaba katılmamasından ileri geldiği, kısa bir süre sonra Dirac tarafından kanıt¬landı. Schrödinger'in kuantum kuramıyla özel rölativite kuramını birleştirme çabalarının sonuçları, Dİrac'a doğru kuram oluşturmada büyük katkı yapmıştır. Sonunda, Schrödinger farketti ki, kura¬mının, rölativistik olmayan yaklaşımlar için doğru olan kuramlardan bir farkı yoktur. Bu hikâyeden çıkarılacak ders şudur: insan Çok fazla şeyi bir evrede tamamlamaya çalışma-malıdır. Fizikte, insan mümkün olduğunca güç¬lükleri birbirinden ayırmalı ve sonra tek tek düze¬ne koymalıdır. FİZİKSEL SİSTEMLERİN İNCELENMESİNDE BENİMSENEN STRATEJİ Bir temel bilimcinin fiziksel bir sistemin incele¬mesini yaparken izlemesi gereken belli bir stratejinin bulunması gerekir. Fakat bu konudan konu¬ya değiştiği gibi, bilimciden bilimciye göre de de¬ğişebilir. Geçmişte büyük buluşlar yapmış, temel bilimlere büyük katkılarda bulunmuş bilim adam¬larının çalışmalarına baktığımız zaman onların be¬nimsediği ve bizlerin de bugün genelde kendimi¬ze rehber edindiğimiz temel araştırma stratejileri¬ni şöyle özetlemek mümkündür: 1- Kuramcılar, deneysel çalışmaların sonuçla¬rıyla yakından ilgilenmelidirler. Araştırma yaptık¬ları bir konuda deneylerin sadece bir grubuyla de¬ğil, diğer bütün deneylerin gelişmeleriyle de ya¬kından ilgilenmelidirler. Ancak böyle yapıldığında kalıcılığı olan, kapsamı geniş, deneysel verilerle daha uyumlu olan, hatta yeni öngörülerde bile bulunabilen kuramlar geliştirmek olasıdır. Bu yol¬dan geliştirilmiş gerçek iyi bir kuram, öngörüleri¬ni doğrulamak için yeni ve İlginç deneylerin ya¬pılmasını da önerebilir. Kuramcılar, deneysel ça¬lışmaların sonuçlarıyla yakından ilgilenmelidirler. 2- Bir bilimci başkalarının çalışmaları hakkında bir dereceye kadar şüpheci olabilir, fakat aynı ala¬na yönelik çalışmalara tamamıyla ilgisiz bir tutum¬da da olmamalıdır. 3- Bilimciler yeni düşüncelere açık olmalıdırlar. Bilimde tutuculuk İyi değildir, bilimin ilerlemesini önler. 4- Fizikte bir sistemin analizinde, basit sistemlerin özelliklerinden her zaman yararlanabiliriz. Bir sistemin incelemesinde araştırmacı, onun dav¬ranışını etkileyen her tür faktörü (unsuru) ayrı ay¬rı ele almak ister. Bu faktörlerin her biri asıl sis¬temle bazı yönden ilişkilidir, fakat bunların ancak birkaç tanesinin sistemin davranışına olan etkisi hayatî öneme sahiptir. Daha basit olarak, bu sis¬temlerin özellikleri iyice anlaşılıncaya kadar basit sistemlerin Özelliklerinden yararlanarak incelenmelidir. Bir başka husus da, fiziksel bilimlerde çalışmak için kişinin iyi derecede matematik bilmesidir. Bi¬lindiği gibi matematik, fiziksel bilimlerin dilidir. Gerçekten matematik, fiziksel sistemlerin incelen¬mesinde nicel mantıksal ilişkilerin izlenebilmesi için önemlidir. Tüm bunun gibi ilişkileri yöneten kurallar matematiğin konusudur. Böylece, mate¬matik işlemlerinin ve kurallarının çoğu uygulama¬da fiziksel bilimlerin anlaşılmasına doğrudan bü¬yük katkı sağlar. Deneysel bulguların analizinde, yasaların formüle edilmesinde, hareket denklem¬lerinin çıkarılması ve çözülmesinde hep matema¬tikten yararlenırız. Fiziğin neredeyse tamamını diferansiyel denklemlerle temsil etmek olasıdır. Uygulamalı matematiğin birçok kuralı ve yöntemi fiziksel bilimlere doğrudan uygulanabilmektedir. Bilimdeki yeni gelişmeler matematikteki gelişme¬lere çok yakından bağımlı hale gelmiş bulunuyor. Bugün fizikte birçok problemin çözülebilmesi için mevcut matematiğin yeterli olmadığı gibi düşün¬celer bulunmaktadır. Ama, bu demek değildir ki matematik, fiziksel bir bilim; veya tersi. Gerçekte, matematiksel bir tartışmadan bir sonuç elde ettiği¬miz zaman ilke olarak, sonucun deneysel doğru¬lanması ve onu elde etmek için kullanılan basa¬makların fiziksel anlamlarıyla yakından İlgileniriz. Fiziksel sistemlerin incelenmesinde kullanılan stratejinin tüm bu karakteristik nitelikleri insan ak¬lının en güçlü buluşlarından biridir. Onun meyve¬leri İnsanlığın yaşam biçimini, düşüncesini, alış¬kanlıklarını tamamıyla değiştirmiş bulunmaktadır. Uzunca bir süredir, fiziksel bilimlerin stratejisi¬nin kullanımı, bilimin bütün alanlarına yayıldı. Gerçekten, psikoloji, ekonomi ve sosyoloji gibi bazı alanlar bir dereceye kadar bilimsel stratejiden yararlandıkları için "bilimsel'' olarak nitelenmekte¬dirler. Her şeye rağmen strateji en başarılı olarak fizikte uygulanmaktadır. Zira fiziğin asıl ilgilendi¬ği göreceli olarak basit sistemler olduğu için özel¬likle uygundur. Kısacası, fizik en basit sistemlerle ilgilendiği için en sade bilimdir. Bu nedenle fizik, diğer bütün bilimlerin temelini oluşturmaktadır. FİZİKSEL BİLİMLERİN KRALİÇESİ FİZİKTİR • TFV, FİZİK Dergisi, Sayı 13, Temmuz 99 Prof. Dr. Süleyman BOZDEMİR •

Oca 29
2009

FELSEFE SANAT İLİŞKİSİ

Posted by kemal in sanat , felsefe

kemal
Felsefe gibi sanatta insana özgü bir etkinliktir. Ancak, felsefe yapabilmek için toplumun belli bir kültür düzeyine erişmiş, ayrica özgürlükçü bir düzeye kavuşmuş olmasi gerekmektedir. Nitekim felsefenin ne zaman dogup geliştigi ve ilk filozoflarin kimler oldugu bilinmesine karşilik, sanatin nasil dogdugu ve ilk sanatçilarin kimler oldugu bilinmemektedir. Kimi düşünürlere göre sanat büyüden doğmuştur. İlk sanat etkinlikleri tarih öncesi dönemlerde yaşamış olan insanların mağara duvarlarına yaptıkları resimlerle başlamıştır.
Felsefe ili sanat işlevleri bakimindan birbirlerine çok yakindir. Filozof evren, bilgi, eylem vb. ile ilgili "doğruları"arar. Sanatçı ise "güzel"i, "hoşa giden"i bulmaya çalışır; hatta daha da ileri gider.
Acaba sanat veya sanatçı herkesin anlayabileceği bir biçimde duygu veya düşüncelerini dile getirdiğinde bize bir şey bildirir mi ? Başka deyişle sanatçının verdiği bilgi ne tür bir bilgidir, daha doğrusu o bir bilgi midir? Bilimden ve hatta felsefeden farklı olarak sanat yapıtı, normal algılanan dünya ile, nesneler dünyası ile ilgili olarak bize bir şey bildirmez. Onda yine felsefe ve bilimden farklı olarak hiçbir olay veya yasa ileri sürülmez ve yine bilim ve felsefeden farklı olarak onda hiç bir şey doğru veya yanlış değildir. Sanat, sanatçının dünyasını onun gerçeğini bize anlatır. Bu gerçek şüphesiz bilim ve felsefede alışılagelen anlamda nesnel veya evrensel bir gerçek değildir, öznel ve kişisel bir gerçektir. Öte yandan ama amacıda zaten bize bir şey söylemek değil , bir şey telkin etmek veya bizde bir şey, özellikle bir duygu, bir heyecan uyandırmaktır. Bundan dolayı onun dili bilim veya felsefenin diline en fazla yaklaştığı durumda bile alışılagelen anlamda normal bir dil değildir, özel bir dildir. Bununla birlikte iyi kurulmuş bir felsefi sistem bizde, iyi düzenlenmiş bir roman veya iyi yazılmış bir şiir kadar estetik bir duygu veya heyecan uyandırdığı da bir gerçektir.
Her ikiside varlığı, hayat ve insanı yaratıcı bir zeka ile kavrar ve yorumlar.Ancak filozofun amacı yalnızca doğru olanı aramak ve kavramak iken sanatçının amacı güzeli bulmak, duymak ve yasamaktır.
sanatçı sezgi ve çoskuyu kullanırken felsefe ise akıl ve mantık ilkeleri ile hareket eder.
her ikisi de dış olayların objektif gerçekliğini ferdi duyuş ve görüslerle aşmak ister.
her ikisi de evrenin temelindeki ahenk ve bütünlüğü bulmaya, varlığın sırlarını açmaya çalışırlar.
sanat ruh ve duygu dünyamızı kendi bilincimizde derinlestirir. felsefe ise zihin ve düşünce dünyamizi derinleştirir.

Oca 22
2009

Yıldızların oluşumu

Posted by bilimselkonular in bilim , astronomi

bilimselkonular
Yıldızlar çok yoğun ve görünür ışımayı geçirmeyen yıldızlararası gaz ve toz bulutlarının ortasında doğar. Gökadamızda her yıl, Güneş kütlesinin yaklaşık üç katıyla on katı arasında değişen bir gaz kütlesi yıldıza dönüşür. Yıldızların meydana geldiği bu dev gaz ve toz bulutlarına  moleküler bulutlar adı verilmektedir. Moleküler bulut terimi burada moleküllerin oluşması nedeniyle kullanılmaktadır.

 


Oca 22
2009

Yıldızların oluşumu

Posted by bilimselkonular in bilim , astronomi

bilimselkonular
Yıldızlar çok yoğun ve görünür ışımayı geçirmeyen yıldızlararası gaz ve toz bulutlarının ortasında doğar. Gökadamızda her yıl, Güneş kütlesinin yaklaşık üç katıyla on katı arasında değişen bir gaz kütlesi yıldıza dönüşür. Yıldızların meydana geldiği bu dev gaz ve toz bulutlarına  moleküler bulutlar adı verilmektedir. Moleküler bulut terimi burada moleküllerin oluşması nedeniyle kullanılmaktadır.

 


Oca 22
2009

KOKOSCHKA, Oskar

Posted by murat in sanat tarihi , sanat , Kişiler

murat

(1886-1980)

 

Avusturalyalı ressam ruhsal durumları ve duyguları yansıttığı dışavurumcu (ekspresyonist) resimleriyle tanınmıştır


Oca 15
2009

SÜNBÜL SİNAN (1475-80?- 1529) title (click to edit)

Posted by seveceksin in Untagged 

seveceksin
Osmanlılar zamanında İstanbul'da yetişen evliyanın büyüklerinden Zenûyddin lakablı Yusuf Bin Ali'dir. Dedesine Kaya Bey derlerdi. Zeynûddin lakabıyla birlikte Sinânuddîn lakabıyla da bilinir. Fakat Sünbül Sinan adıyla ün salmıştır. Halvetiye tarîkatı kollarından Sünbüliye'nin kurucusudur. ( BTK, 1986, C.4, s.35 )
Sünbül Sinan 1451 yılında Merzifon'da doğdu ve 1529'da İstanbul'da vefat etti. İlk öğrenimini Isparta'nın Borlu Kasabasında yaptı. Daha sonra İstanbul'a giderek Fatih Sultan Mehmed Han ve Sultan İkinci Bayezid Han devrinin meşhur, alim ve evliyası olan Efdalzâde Hamidüdîin Efendi'den ders aldı . Medresede okurken tarikatların ve sûfilerin aleyhinde olduğu söylenir. Bir tesadüf sonucu Çelebi Halîfe ismi ile şöhret bulan Koca Mustafa Paşa Camii'nde irşat ile meşgul olan Cemal-i Halveti ( Muhammed Cemaleddin) ile tanıştı ve Sultan İkinci Bayezid Han'ın da hocası olan Çelebi Halife'nin huzuruna gidip talebesi olmak istediğini bildirdi. İsteği kabul edilince Sünbül Sinan ilim öğrenmeye feyiz ve teveccühlerine kavuşarak kemale ermeye, olgunlaşmaya başladı. (TDEA, C.8, s.76 )
Sünbül Sinan bir gece rüyasında insanların su almak için bir kuyunun başında toplandıklarını gördü. Kuyunun suyu kıttı ve çok derindeydi. bir gece rüyasında insanların su almak için bir kuyunun başında toplandıklarını gördü. Kuyunun suyu kıttı ve çok derindeydi. Sünbül Sinan kuyuya yaklaşınca birden kuyunun suyu çoğaldı ve çağıldayarak akmaya başladı. Hem kendisi hem de yanındakiler bundan istifade etti. Ertesi gün bu rüyayı Çelebi Halîfe'ye anlattı. O da "Ey Sinan ! Senin kalbin Allahü Teâla'nın muhabbetiyle doludur." Diyerek kendi feyiz ve ilmi konulardaki birikimini Sünbül Sinan'a aktardı. O'nu halifesi olacak şekilde yetiştirdi. Bu bilgileri pekiştirmesi için de Mısır'a gönderdi. Sünbül Sinan'da Mısır halkına Ehl-i Sünnet itikadını bildirmek, Allahü Teâla'nın emir ve yasaklarını öğretmek üzere emredilen yere gitti. Mısır hükümdarı Kaçmaz Sultan, Sünbül Sinan Hazretlerine büyük bir hürmet gösterdi. Kendi yaptırdığı camide halkı irşad etme vazifesi verdi, Mısır uleması ve evliyası Sünbül Sinan'ın yaptığı sohbetlerden O'nun büyük bir alim ve evliya olduğunu anladılar. İlmine hayran kaldılar. Kuran-ı Kerim'e Sünnet-i Seniyye'ye olan bağlılığına alimlerin içtihatlarına uymaktaki gayretlerini pek beğendiler. Bu sebeple ona saygı ve hürmette kusur etmemeye azami gayret gösterdiler. (İSLAM ALİMLERİ ANS. , C.14, s.350 )
Sünbül Sinan Mısır'da dinin emir ve yasaklarını üç yıl boyunca insanlara anlatıp Allahü Teala'nın kendisine ihsan ettiği feyiz ve bereketlerden onlarında yararlanmasını sağladı. Bu asırda hocası Çelebi Halîfe hacca gidiyordu ve Sünbül Sinan'ında kendisine eşlik etmesini istemişti. Padişahın da iznini alıp "Kim bilir bu yolculukta ne hikmetler gizlidir." diyerek Mısırlılarla helalleşip yola çıkar. Mekke-i Mükerremeye vardığında İstanbul'dan gelen hacılardan Çelebi Halîfe'nin vefat ettiğini öğrenir. Bir de vasiyeti olduğunu ve "Bu vasiyeti Sünbül Sinan'a veriniz." diye emrettiğini öğrenir. Vasiyette ilk olarak kendisinin Kabe-i Muazzamaya gidecek hacıların yolu üzerinde defnedilmesini ; ikinci olarak Sünbül Sinan'ın İstanbul'a gidip Koca Mustafa Dergahında talebelere ders vermeye başlamasını, son olarak da Sünbül Sinan'dan kızı Safiye Hatun ile evlenmesini istiyordu. Daha önce giden hacılar tarafından Çelebi Halîfe'nin vefat ettiği ve Sünbül Sinan Efendiyi yerine halife bıraktığı haberi İstanbul'a yayılmıştı. Sünbül Sinan burada talebelerini yetiştirebilmek için elinden geleni yaptı. Çok dikkat ve itina gösterdi. Huzuruna gelip gideni boş göndermezdi. Talebeleri tarafından çok sevilir ve sayılırdı. Talebeleri içinden Merkez Efendiyi çok severdi. Ona kızını vererek damadı yaptı.
Sünbül Sinan, Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim Han ile ilgili bir olayda Şah İsmail'i Çaldıran'da mağlup ettikten sonra Mısır'ı fethedip edemeyeceği konusundaki şüphelerini gidermişti. Yavuz Sultan Selim Han, yanına vardığı anda daha derdini söylemeden Sünbül Sinan "Ey muzaffer sultan! İnşallahü Teala Cenab-ı Hak Mısır'ın fethini sana müyesser edecektir. Allahü Teala'nın bütün sevdikleri seninle beraberdir." diyerek Yavuz Sultan Selim'i müjdelemiştir.
1529'da Muharrem ayının ikinci pazartesi günü vefat edeceğini anlayan Sünbül Sinan hazretleri dostlarıyla ve talebeleriyle vedalaştı, helalleşti. Talebeleri başında Yasin-i Şerîf süresini okudular. Sümbül Sinan Efendi, son nefesinde Kelime-i Şahadet getirerek vefat etti. Öldüğünde seksen yaşındaydı. Kabrini Koca Mustafa Paşa'daki dergahının ortasına kazdılar. Cenazesini Fatih Camisine getirdiler. Alimler, veliler, devlet erkanı ve binlerce İstanbullu cenaze namazını Şeyhülislam Ahmet İbn-i Paşa'nın imametinde kıldılar. Sonra mevcut olan türbesine defnettiler.
Sümbül Sinan'ın Sümbûli tarîkatının usul ve erkanı hakkında yazdığı "Risalet'ül Etvar" adlı eseri ve "Risâle-i Tahkikiyye" adlı eseri vardır. (İSLAM ALİMLERİ ANS., C.14, ss. 331-334)

 

 

 









Oca 05
2009

“Türkçe bilim dili değildir” (mi?)

Posted by bilimselkonular in turkce

bilimselkonular
H. Avni Öztopçu ders BELGELİĞİ, 5 Ocak 2000

"Üniversite, bir toplumun düşünce ve bilgi lokomotifidir. Orada kendi dilimizi kullanmazsak, nasıl güçlü bir ülke olabiliriz?

Bugün Türkiye güçlü bir ülke ve ulus olmak istiyorsa, dilini her alanda kullanmak, kullandırmak, geliştirmek zorundadır."(1)

"Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk ulusu, dilini de yabancı diller boyundurluğundan kurtarmalıdır."(2) Çünkü "düşünme ile dil, görme ile dil arasında sıkı bir ilişki vardır. Yaratıcı bir görme, yaratıcı düşünme, dilde de yaratıcı olur."(3)


Oca 05
2009

SAINT-SIMON

Posted by murat in Kişiler , felsefe

murat
SAINT-SIMON
Düsünce tarihinde, toplumun bilimi olarak gördügü sosyolojinin düsünce babasi olarak taninan Fransiz filozof ve iktisatçisi. Temel eserleri: De la Reorganisation de la Societe europenne [Avrupa Toplulugunun Yeniden Örgütlenmesi Üzerine], Du Systeme industriel [Sanayi Sistemine Dair], Cateschisme des Industriels [Sanayicilerin Ilmihali].

Oca 02
2009

Lukianos

Posted by kemal in Untagged 

kemal
Yunan filozofu ve belagatçisi. İlk olarak öğrenimini tamamlamak için İonia okullarına gitti. Gezgin sofistlere duyduğu yakınlık yüzünden konferanslar vererek çeşitli ülkeleri gezdi. 161"e doğru yeniden Doğuya dönerek önce İonia"da sonra Antakya ile Samosata"da kaldı (163). Bir yıl sonra Atina"ya gitti ve orada yirmi yıl kaldı. Hayatının son yıllarında yeniden gezici sofistliğe başladı, sonra Mısır"da yüksek memur olmak için sofistliği bıraktı ve orada öldü.

Sözün özü

"Erdemi öğretmemek, öğrenmemek, adaletle karşılaştığında onu benimsememek ve iyi olmayanı değiştirememek; işte benim kaygılarım. "
Konfüçyüs

“İki şey dünyaya hükmeder; biri kılıç, diğeri düşünce. Kılıç, eninde sonunda düşünceye yenilir.”Napolyon.

Yeni


Dünyadaki bazı olayları açıklamak için kesin tanımlamalarda bulunabilmek imkansızdır ve olaylar çoğu kere belirsizlikler ve doğrusal olmama özellikleri taşır. Cismin ısısını kaybetmesi, kapasitörün şarj veya deşarj olayı bu doğrusal olmama özelliklerine birer örnektir. Belli bir miktar uranyumun bozulması esnasında hangi atomun ne zaman bozulacağının bilinmemesi de belirsizlik taşıyan bir olaydır. Bu nedenle eşya ve olaylar bulanıklık perspektifinde ele alındıkça, çok daha doğru ve verimli sonuçlar elde edilebilir. Bulanık mantık, bu yaklaşım için kullanılabilecek oldukça tesirli bir mantık anlayışıdır.
 

Üye formu

Bilimsel Resimler

Bizmut

Kolayca toz haline getirilebilen sarımsı beyaz renkli kırılgan bir metal. (s...

Devamı ...

KUANTUM KURAMI

 Kuantum Kuramı, 20. yy'ın büyük kuramlarından biridir. Kuant...

Devamı ...

Klonlama

News image

1997 yılının Şubat 22’sinden itibaren İskoçya’nın Edinbur...

Devamı ...

Çiğ Noktası

News image

Sabit  basınçta soğutulan nemli havanın içerdiği su buhar...

Devamı ...

Nem

News image

Mutlak (Özgül) Nem 1 m3 havanın  içerdiği su buharı ...

Devamı ...

klima ve insan

İnsan doğasından gelen zayıf bir yanı vardır. Bu da rahat olmak istemesidir....

Devamı ...

More in: Blogum, rss

Etiketler

Geometrik şekiller

Geometrideki özel şekiller hakkında bilgi ve java appletleri bulabileceğiniz bir site

bilim haberleri

Güncel bilim haberlerini bulabileceğiniz güzel bir site

Geometri

Ders anlatımları ve soru çözümleri  bulabileceğiniz bir site

Pc dergi

Güncel teknoloji  haberlerini bulabileceğiniz güzel bir site

logo

 

Google, 2008’in en çok arananl

News image

Google, 2008 yılında her gün arama motoruna girilen milyonlarca sorguya dayanarak derlenen İnternet Zeitgeist’ini (Almanca’da zamanın ruhu anlamına gelen kelime) açıkladı....

Devamı ...

MySpace videoları cebe girecek

News image

MySpace, kullanıcılar tarafından yüklenen videoların mobil platformlarda görüntülenmesine olanak tanıyacağını açıkladı....

Devamı ...

Wikipedia editör dostu olmak i

News image

Wikipedia vakfı, sıradan kullanıcıların da İnternet ansiklopedisine katkıda bulunmasını sağlamayı amaçlıyor....

Devamı ...

e-Devlet Kapısı “Bismillah”la

News image

www.türkiye.gov.tr açıldı. Siteye erişimde Türkçe karakter sorunu yok, ancak birçok işlem için şifre gerekiyor. Şifre PTT’lerden bir günde, oturduğunuz yerden ise bir haftada ...

Devamı ...

e-devlet kapı duvar!

News image

2003 yılından beri yürütülen e-Devlet Projesi kapsamında bugün yayına girecek olan e-Devlet Kapısı, açılmasına saatler kala hâlâ kilitli görünüyor. Adreste ne bir test yayını, ne de “yakında hizmetteyiz” notu vardı, site resmi tören sonrasında açıldı....

Devamı ...

Mahkeme kararı Facebook’tan te

News image

Avustralya’da bir avukat, borcunu ödemeyen bir çifte, ipotek ettirdikleri evlerinin haczedildiğine dair mahkeme kararını sosyal iletişim ağı Facebook ile tebliğ ...

Devamı ...

Ayakkabı eylemi bilgisayar oyu

News image

ABD Başkanı George W. Bush’a hafta sonu Bağdat’ta yaptığı ziyaret sırasında ayakkabılarını fırlatan Iraklı gazeteci Muntazır El Zeydi’nin eyleminin yankıları İnternet’te de devam ...

Devamı ...

1,3 dolara satılık çalıntı Fac

News image

Bilgisayar korsanları, çaldıkları Facebook hesaplarının tanesini 1,3 dolardan çevrimiçi sahtekarlık çetelerine ...

Devamı ...

Google araması çeviri seçeneği

News image

Google, şirketlere özel ürettiği arama sunucularında diller arasında arama yapabilen bir düzeneğin testlerine başladı....

Devamı ...

Avrupa ile Asya iletişim kuram

Akdeniz’de denizaltından geçen 3 kabloda meydana gelen arıza nedeniyle Avrupa, Ortadoğu ve Asya arasındaki internet ve telefon hizmetlerinde sorun yaşanıyor....

Devamı ...

Warner Music - YouTube ortaklı

News image

Warner Music, gelir paylaşımı modeline dayalı içerik ortaklığını sona ...

Devamı ...

Bu sitede erotizm içeren unsur

News image

İngiltere, web sitelerine filmlerde olduğu gibi bir derecelendirme sistemi getirmeyi ...

Devamı ...

Internet Explorer kan kaybediy

News image

Microsoft’un pazar lideri internet tarayıcısı Internet Explorer, tarihinin en düşük kullanım oranına ulaştı....

Devamı ...

Facebook paralı olmayacak

News image

Ünlü teknoloji blogu Techcrunch’ın yazarlarından Michael Arrington’un yaptığı “Facebook zor durumda” yorumları kullanıcıların yanlış yönlendirilmesine yol açıyor....

Devamı ...

Wikipedia 6 milyon dolar hedef

News image

Geçtiğimiz Temmuz ayında Wikipedia’nın kurucusu ve kâr amacı gütmeyen Wikimedia Vakfı’nın yöneticisi Jimmy Wales tarafından başlatılan bağış kampanyası 6 milyon dolarlık hedefine ulaştı....

Devamı ...

More in: MATEMATİK, Genel, Health, Sağlık, teknoloji, Dünya, UZAY, Education, Kimya, Fizik, İcatlar, Mucidler , oyun, Rüzgar Enerjisi, Biyoloji

Metal/p-tipi Yarıiletken Arası

News image

Bu kontak tipinde; fm <fs ise kontak doğrultucu, fm > fs ise kontak omik kontaktır. Kontak yapılmadan önceki durum Sekil 1 'de gösterilmektedir. Yarıiletken Fermi seviyesi fm - fs miktarı kadar metal Fermi seviyesinin üzerin-dedir. Kontak yapıldıktan sonra yük alış-verişi meydana gelir. Yarıiletken tarafında geride pozitif bir uzay yükü (deşikten dolayı) ve metal tarafında negatif bir uzay yükü bırakarak, elektronlar yarıiletkenden uzaklaşır. Dolayısıyla, yarıiletken Fermi seviyesi fm - fs kadar alçalır. Yarıiletken deşikleri metale doğru hızlıca hareket ...

Devamı ...

KARBONHİDRATLAR

News image

Karbonhidratlar, polihidrik alkollerin aldehid ve keton türevleridir. Karbonhidrat yapısındaki en küçük birimler monosakkaritlerdir. Monosakkaritler kristalleşmiş renksiz bileşikler olup çoğu tatlıdır. Bu nedenle basit şekerler olarak da bilinirler. Genel olarak aldehid türevi içeren monosakkaritler aldoz, keton türevi olan monosakkaritler ise ketoz olarak adlandırılır. Monosakkaritler adlandırılırken C sayısı esas alınır ve aldoz şekerin isminin sonuna –oz eki getirilirken ketoz şekerin isminin sonuna –uloz eki ...

Devamı ...

ALKOLLER

News image

Su molekülündeki bir hidrojenin alkil grubu ile değişmesinden meydana gelmiş bileşiklere alkol adı verilir. Alkollerin adlandırılması: Klasik sistemde alkil grubunun adından sonra alkol sözcüğü getirilir; metil alkol, etil alkol, propil alkol, butil alkol gibi. IUPAC sistemine göre alkolün türemiş olduğu alkanın adına –ol son takısını getirmek suretiyle yapar: metanol, etanol, propanol, butanol gibi. Alkollerin Özellikleri a) Fiziksel Özellikler: Küçük moleküllü alkoller, özel kokulu ...

Devamı ...

organik bileşikler

News image

Kimyasal maddelerin sınıflandırılmasında benimsenen sistem, bitki ve hayvan organizmalarından elde edilen bileşiklere organik bileşikler, canlı organizmadan kazanılamayanlara da anorganik bileşikler adını vermiştir. 1784 de Lavoisier, yaşayan organizmalardan elde edilen organik maddelerin mutlaka karbon ve hidrojen içerdiğini ve ayrıca azot ve fosfor da içerebildiğini saptamıştır. Bu şekilde kimyanın ikiye ayrılması, organik ve anorganik maddeler arasında kesin bir farklılık olduğu görüşünü de beraberinde ...

Devamı ...

Dalton’un kısmi basınçlar yasa

Bir gaz karışımında gazlardan her birinin kendi yaptığı basınca kısmi basınç ismi verilir. Dalton’un kısmi basınçlar yasasına göre bir gaz karışımının toplam basıncı karışımın bileşenlerinin kısmi basınçlarının toplamına eşittir. PT =  PA + PB +…...

Devamı ...

Gazlar

News image

Gazlar moleküller arası çekim kuvvetleri en az olan maddelerdir. Gaz molekülleri birbirinden bağımsız hareket ederler. Aralarındaki çekim kuvveti sadece London çekim kuvvetidir. Büyük basınç ve düşük sıcaklıklarda sıvılaştırılabilirler. Gaz molekülleri bulundukları yeri her tarafına eşit oranda yayılarak doldururlar. Basınç altında yüksek oranda sıkıştırılabilirler. Sıcaklık ile basınç doğru orantılıdır. Düşük yoğunlukları vardır. Basınç (P), sıcaklık (T) ve hacim (V) gazların durumunu değiştirebilen e...

Devamı ...

Çözeltiler

Çözücünün Durumuna Göre : Çözücünün Fizik Hali Çözünen Maddenin Fizik Hali Örnek Katı Alaşımlar Katı Sıvı Gümüş içinde civa Gaz Palladium içinde hidrojen Katı Su içinde şeker Sıvı Sıvı Su içinde alkol Gaz Su içinde oksijen Katı Azot içinde iyot Gaz Sıvı Azot içinde su Gaz Azot içinde oksijen Elektrik Akımı İletmelerine Göre:. ...

Devamı ...

Tanecikler Arasındaki Çekimle

Erime ve kaynama noktaları moleküller arası etkileşim kuvvetlerine bağlıdır. Moleküller arasındaki etkileşim ne kadar büyükse maddenin erime ve  kaynama noktası o kadar yüksek olur. Polar moleküllü bileşiklerin kaynama noktaları apolar moleküllü bileşiklerin kaynama noktalarında büyüktür. Çünkü dipol-dipol etkileşmesi sıvı moleküllerinin birbirinden ayrılarak bağımsız gaz molekülleri haline gelmesini zorlaştırır. Ayrıca apolar bir moleküldeki çekim kuvveti kalıcı değil anlıktır....

Devamı ...

Moleküller Arası Çekim Kuvvetl

1. van der Waals (London) kuvvetleri Elektrik yüklü bir cisim çevresinde bir elektrik alanı oluşturur. Yüksüz cisimlerde bu alandan etkilenirler.Buna indüklenme ile elektriklenme denir. Öncelikle yüksüz bir cismin, atom çekirdeklerinden ve elektronlarından oluştuğunu hatırlayalım. Ortamda (+) yüklü bir cisim var ise yüksüz cisimdeki elektronlar bu (+) kutup tarafından çekilir. Diğer bölgede ise elektron noksanlığı veya (+) yük oluşur. İşte bu sayede polar olmayan (apolar) ...

Devamı ...

Moleküllerin Polaritesi

Bir molekülün yük dağılımı ve  şekli molekülün polaritesini belirler. İki atom arasında oluşabilecek bağlardan birisi de kovalent bağdır. Bu kovalent bağ iki atomun ortaklaşa kullandığı bir çift elektron sayesinde oluşur.  Bu bağ elektronları elektronegativiteleri birbirinden farklı olan atomlar tarafından farklı kuvvetlerde çekilir. Örneğin HF bileşiğini inceleyecek olursak florun elektronegativitesi hidrojen atomundan daha büyük olduğu için bağ elektronları flor atomu tarafından daha fazla ...

Devamı ...

İskelet Ve Kas Sistemi

Canlılarda, vücuda desteklik sağlayan ve hareketi kolaylaştıran sistemdir. Tek hücrelilerde bu görevi hücre zarı ve hücre çeperi yapar. ...

Devamı ...

Bir Rekabet Silahı Olarak Ürün

News image

Ürün tasarımı başarı için önemli bir anahtardır, çünkü ürün maliyetinin, kalitesinin ve tüketici hizmetlerinin belirlenmesinde önemli bir paya sahiptir.  Bu üç faktör şirketin rekabet durumunun belirlenmesinde çok önemli bir pozisyona ...

Devamı ...

Hizmet Ürünlerinin Tasarımı Ve

News image

Hizmet, karşılanmamış ihtiyaçların tatmin edilmesi düşüncesi ile başlar.  İlk değerlendirme, piyasa potansiyelinin ve fizibilitesinin belirlenmesi ile yapılır, daha sonra da prototip tasarımı, analizi ve testi yapılır, bunların sonunda da sonuç tasarıma ulaşılır.  İmalat ve hizmet sistem tasarımları arasındaki farklar, müşteri odağının ve insan etkileşimi derecesinin farklı olmasıdır.  Hizmet sektöründe bunlar daha yoğun olduğu için taleplere daha hızlı cevap verilebilmesi için daha esnek olunması gerekir. ...

Devamı ...

Kalite Ve Güvenilirlik

News image

Bir ürün tasarımı tüketicinin ihtiyaçlarını karşılayabilecek teknik özelliklere sahip olmalıdır. Bu niteliklere uygunluk satın alma ve üretim departmanlarının sorumluluğu altındadır. Satın alınan ve kullanılan malzemelerin bu özelliklere uygunluğu kontrol edilmelidir. Ayrıca yetersiz üretim yöntemleri de kalitenin düşmesine yol açar.  Ambalajlama ve dağıtım da ürünlerin tüketicinin eline sağlam geçmesini sağlamada son derece önemlidir.  Son olarak kullanma kılavuzlarının kalitesi ve satış sonrası hizmetleri de ürünün başarıya ulaşmasında rol sahibidir. Piyasaya sürülen pek çok bilgisayar teknik bilgisi kuvvetli olmayanlar ...

Devamı ...

ÜRÜN GELİŞTİRME SÜRECİ

News image

  Ürün geliştirme çalışmaları, pazar araştırması ile başlayıp,ürünün tasarımı ile devam eden,üretim süreçlerinin tasarımı ile sürdürülüp,ürünün fiziksel olarak yapımı ile sonuçlanmayan ; ancak pazara sunulup geri bildirim ile çevrimi tamamlanan bir süreçtir. Bu süreç aslında ürünün yaşamı boyunca devam eder....

Devamı ...

More in: Oss biyolji, Oss coğrafya, Öss fizik, Oss geometri, Kimya, öss matematik, Öss türkce, İktisat

Video

Restore Default Settings
Şu anda 36 konuk çevrimiçi