|
Ağu 31
2009
|
Büyü ve SihirPosted by Edebiyat in büyü ve sihir |
|
Bilim, büyük bir entelektüel maceradır. Bilim yapmak için, gözlemler neticesi elde edilen delillere dayalı, sıkı bir disiplin ile şekillenmiş canlı ve yaratıcı bir hayal gücü gerekir. Doğaya bilim yoluyla meydan okuyabilecek kadar gelişmiş her medeniyette, bilim en iyi beyinleri kendisine çekmiştir. Çünkü bilim, her ne kadar gerekli olsa da, gerçekleri basit olarak biraraya getirmek değildir; bilim, bu gerçekler arasında kurulan mantık ilişkilerinden meydana gelen ve bir varsayım veya bir teori ortaya koymaya imkân veren bir sistemdir.
Bilim tarihini veya teorisini, büyü ve sihir ile başlar. Büyü, yalnızca belirli kişiler tarafından anlaşılabilen gizli bilgiler ile ruhlara olan inançların karışımından meydana gelmiş olan dünyaya bir cins bakış tarzıydı. Modern bilimin yanılmaz olduğunu ve mucizeler yarattığını düşünenler için büyüden bahsetmek garip, hatta kabul edilmez görünür. Bununla birlikte, doğa karşısındaki bu yaklaşımlar ilk bakışta tamamen farklı görünseler de, aslında bunların birçok ortak noktası vardır. Büyüyü esas alan bakış açısı, doğal âlem ile onun insanla olan ilişkisinin bir sentezini ifade etmenin meşru yoluydu. İlkel bir toplumda, bir büyücü, şaman veya büyücü hekim, yağmur yağdırmak için ayin yaparken, doğanın bir yönü ile diğeri arasındaki ilişkiye, yağmur yağması ile ekinin büyümesi, inandığını ve insanın yaşayabilmesinin doğanın davranışına bağlı olduğunu anladığını göstermektedir.



















